Skip to content
Yazı Renkleri
Bulunduğunuz sayfa:

Ziyaretçi Defterine Yaz


EFRAİL TOPAL    20 Ocak 2011 14:50
Bütün hemşehrilerime selam ve saygılar sunuyorum...
İlçemizin tarihinde bir ilke imza atan dostalarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Maddi ve manevi destek veren herkesi kutluyorum... Anlaşıldığı kadarıyla "canlı yayın" son anda arkadaşlarımızın gayretiyle hayatiyet buldu. Ancak bu fırsatı daha organize ve profosyenelce değerlendirebilirdik! Tertip hayetinin yoğun çabalarına rağmen birtakım aksaklıklar ve eksiklikler oldu. Ama yine de İlçemizin tanıtımı açısından güzel bir gece oldu.
Eleştirmek istediğim birkaç hususu da sizlerle paylaşmak isterim:
Keşke, gecenin kişilerin tanıtımı ve reklamı için bir fırsat olmadığının bilincinde olabilseydik. Keşke, siyasi ikbal beklentilerimizi hayata geçirmek için bir zemin algılaması içinde olmasaydık. Keşke, katılmak ya da destek vermek noktasında hiçbir girişimi olmayan kişilerin mesaj atmış ya da sponsor olmuş gibi reklamları yapılmasaydı. Keşke, köylerimizin temsilcilerine olabildiğince eşit muamele yapabilseydik. Siyasi partilerin temsilcilerinin katılımı çok önemli; keşke diğer partilerin temsilcilerine de ulaşılabilseydi.
Herşeye rağmen dostlarla buluşmak, hasret gidermek ve arkadaşlarımız gayretlerini görmek çok güzeldi. Selam ve saygılarımla...

sebahattin    16 Ocak 2011 21:20
Selamun Aleyküm;
Ben hayatını ilk 15 senesini Otlukbeli ilçesinde geçiren fakat hayat şartlarının olumsuzluğu nedeni ile 1997 yılında İstanbul'a göç eden bir kardeşinizim.
Otlukbeli Yüksek Öğrenim Derneğinin İsanbul da düzenlemiş olduğu tanışma ve kaynaşma geceine katılan bir Otlukbeli'li olarak sizlerle izlenimlerimi,olumlu ve olumsuz görüşlerimi paylaşmak istiyorum.Benim görüşlerimi olumlu ve olumsuz eleştiren hemşehrileri olabilir.Eleştirinin ve istişarenin olmadığı bir yerde doğrunun bulunamayacağına inanan bir kardeşiniz olarak eleştirilerimi sizlerle paylaşıyorum ve görüşlerimden dolayıda eleştiriye açık olduğumu sizlere bildiriyorum.Bu eleştirilerimi de tamamen daha iyiyi ve daha doğruyu bulmak için yapıyor ve hepinizin affına sığınıyorum.
Sevgili hemşehrilerim unutulmamalıdır ki "Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır."Dernek kurmak birlik ve berabarlik içinde yaşamak hizmet ehli olmak kendi başına takdire şayandır.her ne kadar olumsuz eleştirilerimi sıralayacak olsamda bu eleştiriler eminim ki bu birlik ve berabarliğin gölgesinde kalacaktır inşallah.İlçemize hizmet için oluşturulan derneğin ve yapılan organizasyonların her zaman destekçisi olmak durumundayız.Elimizden hiçbir şey gelmese bile böyle organizasyonlara katılarak birlik ve beraberlikten yana safımızı belirlemeliyiz.Kimi malıyla hizmetini sunarken kimi de olumlu tavırlarıyla bu desteğini göstermelidir.Bu nedenle emeği geçen bütün hemşehrilerime bir kardeşiniz olarak teşekkür ediyorum.Allah(c.c)yolunuzu açık etsin.
Şimdi sizlere Sultanbeyli de yapılan organizasyonla ilgili olumsuz izlenim ve eleştirilerimi paylaşmak istiyorum:
1)Organizasyon her ne kadar tanşma ve kaynaşma gecesi olsada temelinde yüksek okul yapılması için destek ve lobi faaliyeti yürütülmektedir.Oysa ki gecede yüksek okulun ilçemize getirileri ne olacak konusunda yeterince açıklayıcı konuşmalar olmadı.
Yüksek okul için resmi makamlarla yapılan görüşmeler ve lobi faaliyetleri dışında neler yapılmalı nasıl çalışmalar yapılmalı konusunda bir sunum yapılması gerekirdi.
2)Sebeb-i Hikmeti nedir daha tam kavrayamadım ama Umurlu köyünün neden ismi bu kadar fazla geçiyor.Oysa ki ilçemize bağlı 10 köy bulunmaktadır.Bu gece neden bu köyün reklamına dönüştü bilmiyorum.Yani dışardan bakan insan Otlukbeli mi Umurlu'ya bağlı yoksa Umurlu mu Otlukbeli ye bağlı bilememiştir.O kadar reklamı yapılan bu köylüler açık artırmada nedense ortaya çıkmamıştır bu da işin ayrı bir boyutu tabiki.Eminim ki bu durum diğer köylerden gelen hemşehrilerimizin de tepkisini çekmiştir.
3)Organizasyonda bir sunucu rezaleti yaşandı dersem ağır mı eleştirmiş olurum bilemiyorum.Abimiz lütfen kusuruma bakmasın ama bu işi daha iyi yapan diksiyonu daha iyi biri bulunabilirdi.ben böyle birilerinin olduğuna inanıyorum.
5)Geceye siyaset bulaşmasıda ayrı bir olumsuzluktu bence.Belki ekseriyet Ak Parti ye oy veriyodur ama orda her görüşten insaın olabileceği düşünülmeliydi.Bel ki müdahele şansı olmadı ama derneğe destek vermeye gelen Avcıçayırlı hemşehrilerimizin tepkisini çekti bu durum ve geceyi terkettiler.
6)Bizler hizmette öncü nimetin paylaşılmasında sonda olmayı seçen bir gelenekten geliyoruz.Hizmeti olan emeği geçen insanların ödüllendirilmesini hepimiz isteriz.Fakat yeri gelince geride durmayıda bilmeliyiz.Organizasyonda biraz abartıya kaçıldığını düşünüyorum.Geceyi plaket yağmuruna dönüştürmeye hiç gerek yoktu.
7)Böyle organizasyonlar kimsenin reklam yeri olmamalıdır.İnsanların yaşamları ve yaptıkları zaten kendi reklamı olmaktadır bundan kimsenin şüphesi olmasın.Böyle organizasyonlarda ismini duyurmaya çalışmak inanın ki o insanın gönüllerdeki değerini yerle bir etmektedir.
Organizasyon öyle reklam yerine dönüştü ki geceye katılmadığı halde aramıza hoşgeldiniz diye ismi anons edilenler,yurt dışında hayali Otlukbeli derneği uydurularak ismi haykırılanlar oldu.Böyle olaylar yapılan hizmetleri gölgelemekte ve fitneye sebep olmaktadır.Zannediyorum ki en büyük kaybımızda bu yüzden olmaktadır.Kimse böyle geceleri fırsat bilerek reklam peşine düşmemelidir.Bu işler ancak çıkarcı,makam ve mevki edinmeye çalışan insanların işidir.Kimse makam ve mevki sevdasıyla hareket etmemmelidir yoksa böyle hizmetlerin sonu hayılı olmayacaktır.

Sebahattin YILDIZ.

mahmut elibol    23 Aralık 2010 13:01
web sitesi ve dernek için emeği geçen hemşehrilerime gönülden teşekkür ederim. güzel çalışmaların yapılıyor olduğunu görmek mutluluk verici. tüm garagulaklılara selam olsun.

ŞABAN    08 Aralık 2010 17:00
TEŞEKKÜRLER

ADEM ALKAN    05 Aralık 2010 21:24
ERZİNCAN HEKATI
İki gişi treninen Istanbul'la gidiyken birbirlerine ayı,gurt hekatları anlatıylarmış...Arka goltukda da bi gişi bunlara gulak misafiri olıymış...Arka goltukta oturan öndekilere demişki?- Ula "gada"lar,siz nerelüsüz?......Öndekiler, gorkup, çekünmüşler; "heç bile", ses çıkarmamuşlar.Arkadaki sormuş ki, "Deyin bakum "yarpak"?"-Yaprak.- Pekü,deyün bakum "torpak"?-Toprak.-Pekü, deyün bakum "körpü"?-Körpüüü.Hımmm, demüş!-Siz Erzincanlusunuz...-Pekü gidün selametle... Öndeküler; ula gardaş,- "yarpak" de dedü, "yaprak" dedük;- "Torpak" de dedü, "toprak" dedük;-Biz ne "poh" yedüysek, avu "körpü"de yedük. demişler...:)))))))

Burhanettin ALBAYRAK    01 Aralık 2010 11:42
Değerli kardeşlerim herkese selamlar kardeşlerimiz sağolsun birşeyler yazmışlar tabiki böyle siteler İlçemizin tanıtımı için gerçekten çok önemli ama sitelerin değil bu sitenin devam etmesi için sadece internete yazmakla olmuyor Yüksek Öğrenim derneğimizin faaliyetler yapması için maddiyat olması lazım onuda sağlayacak olan otlukbelililer en azından bir katkımız olsun diyor isek dergileri almakla bir nebze katkıda bulunmuş oluruz duyarlı arkadaşlarıma tşk ederim.

YASİN MERAL    27 Kasım 2010 19:51
Ali Öğretmen

Ağır adımlarla ilerledi, birbirini iterek koşuşturan, güneşli günleri özlemiş çocukların arasından. İnce ve narin bir yağmur şıpır şıpır. Rahmet! dedi mırıldanarak ve eşit adımlarla karoları sayarcasına adımladı koridoru. Kimilerine hüzün kimilerine kasvet veren böyle havalar, Ali Öğretmene hep huzur verirdi. Hele bacaklarını kalorifere yaslayarak nazik damlalar arasında başını kaldırıp uzaklara bakması yok mu; bedenini terk edip uçar giderdi uzaklara, derinlere, deryalara& Çocukluğunun, çıplak ayak dolaştığı sahillerinde gezdiren yağmur damlalarının serinliğini zil sesi araladı. Tekrar sınıfına yöneldi. Haylazlarının, huysuzlarının yanına. Hattâ baş belâsı bile diyen olmuştu onlara fakat Ali Öğretmen hiç yakıştıramadı bu kaba sözü ne dudaklarına, ne de onlara.

Bu okula geleli daha üç ay olmuştu fakat arkadaşlarının gözünde üç yıllık işi sığdırmıştı bu zamana. Herkesin illallah edip ayaklarının geri geri gittiği bu sınıf, nasıl olup da gül bahçesine dönüvermişti. Herkes önce Ali öğretmenin disiplininden, onları nasıl dize getirdiğinden, nasıl muma çevirdiğinden bahsetti. Fakat Ali Öğretmen sesi soluğu çıkmayan, hattâ pek çok önemli hâdiseye tepki göstermeyen bir garip âdemoğlu. Sakin ve ağırbaşlı& Olmaz dediler biraz daha tanıyınca. Bu işte başka bir iş vardı. Bu canavarlara elini veren kolunu kaptırır. diyordu tecrübeli demirbaşların ileri gelenlerinden Ayşe Hanım. Haklıydı da. Bu güne kadar hep böyle olmuştu. Gerçekten herkes bu sınıfı adam etmek için çok çaba sarf etmişti lakin kimse muvaffak olamamıştı. Üstelik bütün öğretmenler hem başarılı hem de fedakâr insanlardı. Fakat ne nasihat tesir ediyordu afacanlara, ne de iltifat.

Cam, çerçeve indirmedikleri mi kalmıştı, okulun büyük öğrencilerini aralarına alıp dövmedikleri mi? Minikler bahçede top oynayamaz, büyükler yalnız dolaşamaz olmuşlardı okulda. Ayşe Hanımın bu kızgınlığı da kendi sınıfının kitaplığı için biriktirdiği paranın bunlardan birkaçı tarafından iç edilmesinden kalmaydı. Onca iyi niyet, onca merhamet& Sanki kalkanlarını geriyorlardı kalblerinin üzerine ta iyilik içlerine sızmasın diye. Bir de veli toplantıları vardı& Evlere şenlik, veli mi daha dertli yoksa öğretmen mi bilinmezdi. Herkes içini döküyordu birbirine, diğerini dinlemeden. Ve o karmaşa yumağından süzülen tek söz, çaresizce Ne yapabiliriz? oluyordu her seferinde. Her defasında stratejiler çiziliyor, programlar yapılıyordu ama nafile. Ayşe Hanımın deyişiyle sanki bağışıklıkları vardı hepsinin her türlü tedbire karşı.

Sürekli mevzu bahis olduğu hâlde hiç özel bir şey söylemedi Ali Öğretmen. Herkesin bildiği şeyleri yapıyordu. Kendi de zembille inmiş bir adam sayılmazdı. Kulaktan kulağa dolaştı namı, okulun duvarlarını da aştı. Duydukça sıkıldı, sıkıldıkça içine kapandı Ali Öğretmen. Artık zarurî hâller dışında kimseyle konuşmaz olmuştu. Ama arkadaşları kadirşinastı. Allahtan hiç çekemeyeni olmadı. Hep sena, hep takdir; hem yüzüne, hem gıyabında& Ama ağır gelirdi insanlara kendine biçilen rolleri oynamak. Ona da ağır geldi. Odaya girmez oldu. Kendini, zaten çok sevdiği yalnızlığıyla baş başa bıraktı. Fakat anlayamadı ki böylesinin daha dikkat çekici olduğunu. Kendini üstün görmenin alameti sayılacağını. Anlamadı ve öyle de oldu, öyle zannedildi. Ben kaçarsam merak dinecek mi zannetti bilinmez ama dinmedi, katlanarak arttı.

Artık çocuklar uslu, çocuklar zeki, çocuklar yetenekli. Büyü gibi bir şey mi yaptın Ali Öğretmen. Nerede sihirli değneğin?

Ayşe Öğretmen başkanlığında gizli bir komisyon kuruldu kantinin kuytu köşelerinde. Her şeyi takip edilecek, her hareketi izlenecek, bu işin sırrı çözülecekti. Kötü niyetten değil, sırf meraktan. Merak ne kuvvetli bir müşevvikti öyle. Merak adamı mezara, deveyi kazana sokar. diye boşuna dememişti eskiler.

Gizli takip başladı. Hattâ epeyce de çizmeyi aştılar. Sınıfına gizli kamera, öğrencilerine ufak sorgular, aile hayatı, komşuları derken adamın bütün çamaşırlarını Çarşamba pazarı gibi serdiler meydana. Vay domatesin hormonsuzunu aldı, yok buna selâm verdi de öbürüne kafa salladı& Aşağı çektiler, yukarı vurdular ama elle tutulur bir sebep bulamadılar. Adam gibi adamdı işte. Bir farkı yoktu. Ali Öğretmen de anladı hâllerini. Merak onları yiyip bitirecekti; onlar da Ali Öğretmeni. O da bilmiyordu onlara ne vermesi gerektiğini. Bu dağ gibi merakı doyurup tatmin edecek cevap yoktu ki elinde. Vallahi bilsem söyleyeceğim! diyordu içinden, ama yok& Ne dese sönük kalacaktı. Onların aradığı o sihirli adamı bulamadı içinde. Önceki okulunda da böyle olmuştu. Ayının sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş ya, o ne kadar kendi hâlinde olmayı severse, sanki o kadar olayların göbeğine oturtuyorlardı. Hiç sevmezdi dikkat çekmeyi, hattâ kırmızı bile giymezdi göze batmasın diye ama sevmediği de başından hiç eksik olmazdı.

Bir gün Muratı çağırdı Ayşe öğretmen. Murat ki sabıka dosyası dolu& En son okulun toplarını mahallede satarken enselenmiş, yakalanınca hepsini bıçakla tek tek patlatıp kimseye yar etmemişti. Bir dönem okulun arka yanındaki çalılıkta üst sınıflara tek sigara pazarlar olmuştu. Hattâ pazarı o kadar genişletmiş ki Deniz Efendi çalılıkta yangın çıktı diye ortalığı velveleye vermişti. Deniz Efendi suyu basınca üzerlerine hepsi sucuk gibi çıktılar ormanlıktan, tek ıslanmayan murat olmuştu. Üzeri kuru olduğundan aleyhine delil bulunamayarak beraat etmişti. İşte bu Murat, şimdinin 18 Mart şiir yarışması ikincisi, Yeşilay kolu başkanı olan Murat.

Ayşe Hanım Murata sordu:

 Ne yapıyor Ali Öğretmen, ne söylüyor da sen bu kadar değiştin.
 Bilmem öyle ilginç şeyler söylemez. Herkesin dediği şeyler işte. Zaten bildiğimiz şeyler.
 Tamam da evlâdım seni değiştirdiğinin farkındasın değil mi? Ben buna ne sebep oldu onu merak ediyorum.

 Anladım da niye Ali Öğretmene bağlıyorsunuz. Ben her şeyi kendi isteğimle yapıyorum. Kimse bana karışmıyor ki.

Ayşe Öğretmen bu kesin yalan söylüyor, diye düşündü. Yüzünün şekli değişti ve birden bire Hepinizi tembihledi değil mi? diye çıkışıverdi çocuğa. İş büyümeden hemen diğer öğretmenler Muratın gönlünü alıp başını okşayarak dışarı saldılar. Ayşe Hanım, aşırı tepki vermişti ama artık kendini kontrol edemiyordu. Bu olaydan sonra bazıları işin peşini bıraktı fakat Ayşe Öğretmen komutasındaki bir grupta bu durum bir saplantı hâlini almaya başlamıştı. Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı bu sıkı takibe rağmen günden güne iyiye giden bu sınıfta neler olduğu bir türlü keşif edilemiyordu.

Ağaçların yeniden tomurcuk açtığı, kelebeklerin görücüye çıktığı vakitlerde yine âdetleri olduğu üzere müfettişler okulu ziyaret ediyorlardı. Bütün öğretmenlerde tatlı bir telâş her seneki gibi& Dışarıya hissettirilmemesi gereken garip bir heyecan& Ama endişe değil hele korku hiç değil sadece başkası tarafından gözlenecek ve izlenecek olmanın heyecanı. Her atılan adım her söylenilen söz bir anlam taşıyacaktı müfettişlerin gözünde. Dilsiz değildi ya bu adamlar, elbette konuşacaklardı ve elbetteki teftişe geldikleri öğretmenleri konuşacaklar, davranışlardan bir sonuç çıkaracaklardı. Ya Ali Öğretmen? Gariban zaten dört aydır teftişteydi, bu hâl onu teftişin heyecanını yaşamaktan bile mahrum bırakmıştı.

Plânı, programı, bütün evrakları tamamdı Ali Öğretmenin. Çocuklar da iyi sayılırdı. Hiç olmazsa yüzünü kara çıkarmayacak kadar, daha ne olsun bundan iyisi can sağlığı. Müfettiş Osman Bey dördüncü saat Ali Öğretmenin dersini teftiş edecekti. Bütün öğretmenler dikkat kesilmiş yılın en büyük olayını gizli kameranın merkezinin bulunduğu Ayşe Öğretmenin sınıfında pür dikkat olacakları izliyorlardı. Ders trafikti, işleniş, anlatım, öğrenciler, plânlar her şey mükemmel giderken Osman Bey, Ali Öğretmene Emniyet kemerini de bu konuya bağlantılı olarak anlattınız değil mi?diye sordu.

Ali Öğretmen:

 Hayır anlatamadım.

 Olsun, bir dahaki derste değinirsiniz o zaman.

 Hayır değinemem.

 Ne demek yani?

Diyaloglar ilginçleşmeye başlamıştı. Millî maç heyecanıyla izlenen teftiş görüntüleri beklenmedik bir olaya şahitlik yapıyordu. Kısa boylu ve biraz da tombul olan Ayşe Hanım yerinden doğrulup heyecandan âdeta monitöre yapışmıştı. Kimi öndekini kazağından çekeliyor, kimi kafasını aralardan sokup bakmaya çalışıyor& Göremeyenler homur, homur.. Öyle bir manzara ki tarifinden kalem aciz& Heyecan son haddinde&

 Kusura bakmayın ama hocam daha vakti gelmedi.

Genelde sakin tavırlarıyla bilinen Osman Bey celâllenmişti.

 Ne demek vakti gelmedi? Programa göre iki ay önce işlenmiş olması gerekiyor. Ne bekliyorsunuz, karne verirken mi anlatacaksınız!

Ali hoca biraz utanarak biraz sıkılarak anlatmaya başladı:

 Yalan nedir bilir misiniz?

 Bilirim de ne alâka?

 Ben hiçbir zaman kendim bizzat yapmadığım ve yaşamadığım bir şeyi insanlara yapın diyemedim. Demek istediğimde hep kendimi yalan söylüyormuş gibi hissettim. Nefesim daraldı, yüzüm kızardı, sesim çatallaştı. Sizin sorduğunuz meseleye gelince& Aslında uzun zamandır çocuklara takın diyebilmek için kendi aracımda özellikle takıyordum. Fakat birden öğretmen servisinde takmadığımı fark ettim. Bu da benim elimi dilimi bağladı. Şimdi bir aydır orada da takıyorum kırk gün dolsun söz onlara da anlatacağım.

Ayşe Hanım monitörü kapattı. Yaptığından dört ay sonra utanmıştı. Hepsi birbirine bakakaldılar. Ağızlarını bıçak açmıyordu. Bir şey söylemeden dağıldılar. Gün sonunda ufak bir toplantıyla teftişin sona ereceği duyuruldu. Herkes öğretmenler odasında yerini aldı. Konuşmayı Osman Bey yapacaktı, fakat O Ali Beye gülümseyerek Biz de buraya kemer takmadan gelmişiz, öyleyse daha konuşmamızın vakti gelmemiş. dedi ve sözü Ali Öğretmene bıraktı. Ali Öğretmen şaşırdı, yutkundu, kaçmaya bile yeltendi ama nafile, top kendisinde kalmıştı. Mecburen başladı konuşmaya. Utancından kimsenin yüzüne bakmadan tavanın flüoresanlarına gözlerini dikti ve konuşmaya başladı:

 Benim bu meslekte öğrendiğim iki cümle var: Birincisi Ben öğretmenliği çiçek yetiştirmek gibi görüyorum. Eğer büyümesini istiyorsanız sadece toprağıyla uğraşın dalını yaprağını çekelemek onu büyütmez, yalnızca hırpalar. İkincisi: Eğer aynadaki görüntüyü beğenmiyorsanız, üstünüze çekidüzen verirsiniz. Aynayı eğip bükmek çare olmaz, sonra kırılır elinizi de parçalar.

Ve devam etti:

 O çocukların yeşerdiği toprak benim, o aynadaki gölgenin aslı da benim. Kaç aydır merak ettiniz, bu adam ne yapıyor, bu çocukları nasıl yetiştiriyor diye. Ben hiçbir zaman insanları düzelteyim veya yetiştireyim diye uğraşmadım. Hep kendimle uğraştım, kendimi düzeltmeye gayret ettim. O yüzden de bir sırrım veya size söyleyeceğim özel bir yöntemim yok. Sizden tek istediğim bundan böyle beni bana bırakın. Artık size göre değil, kendime göre yaşamak istiyorum!

Ali Öğretmen başını tavandan indirdiğinde gözleri yaşla dolmuş bir oda dolusu öğretmenin gıpta dolu alkışlarıyla karşılaştı. Dayanamadı, arkasını dönerek hemen oradan uzaklaştı. Koşarken koridorda ağlamaklı ince bir haykırış bıraktı: Beni bana bırakın demedim mi?

ADEM ALKAN    23 Kasım 2010 20:44
ÖĞRETMENLERİN ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!..



BİR ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN DAHA& 24 Kasım 2010



19. yüzyılın sonlarına doğru 1980li yıllardan önce; doğal besinlerimizden olan-artık GDOlusu da var-salatalıkın yetişme süresinden daha kısa zamanda öğretmen yetiştirme ve istihdam etme başarısını gösterdiğimiz gibi& 21. yüzyılın başlarında 2010lu yıllarda KPSS/Eğitim Bilimleri Sınavında ayrımcılık anlayışının tezahürü olarak örgütlü kopye çekme becerisini göstererek genellik ve eşitlik, hak ve menfaat, adalet kavram, ilke ve kurallarını ters yüz edebilen öğretmenleri de görebilme mutsuzluğu yaşadık&

Hak ve adalet duygu ve inancından mahrum, örgütlü kopye çekmeyi meşru sayarak geleceğini kurgulamaktan memnun öğretmene; geleceğimizi teslim edip güven ve sadakat kazanıp geliştirebileceğiz!?..



Öğretmenlerin Öğretmenler Günü Kutlu Olsun!..



Öğretmenler Gününüz kutlu olsun... Mesleki birlik veya odası olmayan, aralarında sosyal, kültürel ve ekonomik yardımlaşma ve dayanışması olmayan-yeterli olmayan-öğretmenlik kadrosunu işgal ederek Türk milletinin geleceğini hazırlama görevini yapmayan/yapamayan öğretmen ve öğretmen kaynaklı yöneticilerin de "Öğretmenler Günü" mutlu olsun...



"Öğretmenlik özel ihtisas mesleğidir" diyerek aklını kullanmayanları avutanların, ihtisas mesleğinin vekili de olur uygulaması ile öğretmenlik mesleğini yerin dibine doğru seyahat ettirmekten keyif alanların; eğitim kurumlarının boya, badana, su, elektrik ve yakıt giderlerini karşılamayanların, buna karşılık önceden var olan ücretsiz kitap desteğini "ihtiyacı olana değil herkese ücretsiz kitap dağıtmaya çevirip başarı sayarak keyif alanların ve buna kananların; herkese ücretsiz kitaba ödenen meblağın ne kadar öğretmeni istihdam edebileceğini-öğretmenle birlikte ne kadar aile veya kişiye asgari düzeyde hayat hakkı sağlanabileceği-bildiği halde muhakeme etmekten kaçınmayı kahramanlık sayanların "Öğretmenler Günü" mutlu olsun...



Kalıplaşmış "Öğretmenler Gününüz kutlu olsun" nakaratını söylemekten usanmayanların, bu günü kutlamayı hak etmek için ne yaptınız? diye sormayanların, öğretmenlerin meslek öncesi, iş başında ve emeklilikten sonra sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını mesleki rollerine uygun düzeyde sağlamayanların, öğretmenlerin sırtından gömlek çıkarıp öğretmenleri unutan kişi, kurum ve kuruluşların; doktor, avukat, mühendis serbest çalışabilir anlayış ve uygulamasına "evet" deyip öğretmenlerin özel çalışmasını yasaklayanların, herkesin peşinden gitmeyi, omuz vererek yükseltmeyi, sürekli aldanarak pişmanlık duymayı saplantı haline getirip vazgeçemeyenlerin; kendi meslektaşı ile yardımlaşma ve dayanışmadan kaçmayı kahramanlık/gözü açıklık/malı götürme sayanların... kısacası öğretmenim deyip öğretmen olamayanların "Öğretmenler Günü" mutlu olsun...

HAYRETTİN    29 Ekim 2010 17:17
OTLUKBELİ YÜKSEK OĞRETİM DERNEĞİNE VE BU SİTEDE EMEYİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜR EDİYORUM OTLUKBELİ NİN YÜZÜNÜ GÜLDÜREN BİR SİTE. TEK KELİMEYLE HARİKA .............

Mustafa AYDIN Nüf. M    27 Ekim 2010 19:25
Selçuk Bey, Selamlarımı iletir, Bir Otlukbeli\'li olarak başarıların devamını dilerim.Biz hep gittiğimiz yerlerde, Otlukbelinin güzelliklerini,Cana yakın mert ve dürüst insanlarını anlatacağız.Otlukbeli bizim için tükenmek bilmeyen bir sevdadır.Selam olsun tüm kalpleri sevgi ile dolu Otlukbeli halkına.
Yönetici Yorumu Yönetici Yorumu:
Eski Nüfus Müdürümüz Sayın Mustafa AYDIN' a güzel dilekleri için teşekkür ediyoruz, sevda karşılıklıdır, bizde sizleri unutmayacağız, sağlıcakla kalın...

CUMANIZ MÜBAREK OLSU    22 Ekim 2010 00:13
KISA BIR CUMA SOHBETI

Evvela hepinizin Cumasi mübarek olsun degerli dostlar.
Yasimizin yarim asri gecmek üzere oldugu bu günlerde size otuz kirk sene evvelki o zamanki köyümüz simdiki ilcemizdeki cumalardan biraz hatirlatmalarda bulunmak anilarimi sizlerle paylasmak istiyorum.
Malumunuz halkimiz tarimla ugrasmatadir.O yillarda makinalasma yok denecek kadar azdi.Bir cift öküzü veya bir cift camiz(manda)sahibi olmak citcilik icin yeterli geliyordu.Halkimiz cok zor sartlar altinda rencberlik yapiyordu.Amma kazanci bereketliydi,mahsulu verimliydi.Bugünki gibi Avrupa gurbetciligide yoktu.
Ama herkes hayatindan memmunidi.Komsuluk,akrabalik,büyüge kücüge saygi sevgi vardi.
Cuma gününü gercekten bayram bilirlerdi.Cuma oldumu herkes isini gücünü birakir cumaya hazirlanir ve cumasini eda ederdi.Arazide yatili kalan cifciler persembe gününden evine gelir cumayi beklerdi.Dagda sürüler cuma günü eve gelirdi,hatta gelinlerde sagdica cuma günü cikardi evliligi hayirli ugurlu olsun diye.Asker ugurlamalari cuma günü olurdu.Halkimiz eglensin isten gücten biraz uzak kalsin diye köy meydaninda veya gomes yerde cuma günleri camis dögüsleri yapilirdi.
Gecen o günleri bugünlerle karsilastiriyorum da tamamem ziddi.Adam cumadan kacsin diye binbir türlü hile ve desiselere bas vuruyor.Daha olmadi kahvede tas diziyor.Halbuki bu insanlarda elli sene evvelki insanlarin evlatlari torunlari.Tabiki herkesi kast etmiyorum.Ama gercek bu deyilmi sevgili dostlar.Köyde bir veya iki kahvehane vardi onlarda mecburen cuma salatüselam verilince kapatilirdi.Su anda bilmiyorum amma herhalde birkac kahvehane var acaba hepsi kapaniyormu.Cevabinizi duyar gibi oldum.
Bazan kendi kendime soruyorum;Acaba o zamanki insanlarin dini bilgilerimi daha fazlaydiki;Cuma günün faziletini kavramislar desem inanin bocaliyorum.Ne idik ne hallere geldik diye cok düsünüyorum.
Acizane aklimla diyorumki demekki ceddimiz gercek inancini inandigi gibi yasamis o günlere kadarda devam ede gelmis.O degerli büyüklerimiz Cenab-i Hakkin emrine hakkiyla itaat ediyormuslar.Yüce Rabbimiz Cuma suresinin 10.cu ayetinde Mealen söyle buyuruyor:"Artik o namaz kilininca(yeryüzüne) dgilin.Allah in fazlindan(Nasib)arayin.Taki umdugunuza kavusasiniz." Ayet-i Celile yi tekrar tekrar okuyarak yorumu size birakiyorum.
Cuma gününün tüm islam alemine ve sizlere hayirlara vesile olmasini Allahtan niyaz eder cumaniz mübarek olsun.Allaha emanet olun sevgili dostlar

ollukbeli    20 Ekim 2010 22:58
selam

ADEM ALKAN    10 Ekim 2010 12:24
ÇARPICI BİR ÖĞRETMEN HİKAYESİ!...

Lütfen sonuna kadar okuyunuz...

Günün son dersinin sonuna gelinmisti. Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar. Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler bir anda kapiya yoneldi. Ali, yerinden kalkmadi. Agir agir esyasini topladi. Bir yandan goz ucuyla ogretmenine bakiyor, bir yandan da arkadaslarinin gitmesini bekliyordu.
Ogretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
Ali, son arkadasinin da ciktigini gorunce cevap verdi:
- Sizinle konusmak istiyordum ogretmenim.
- Peki, dedi ogretmeni. Ne soyleyeceksin bakalim?
- Ahmet arkadasimiz var ya&
- Evet, ne olmus Ahmet'e?
- Durumlari pek iyi degil galiba. Annesi, beslenme cantasina pekiyi seyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettigimi bilirse uzulur. Gunde bir simit parasi biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?
Cebinden bir avuc bozuk para cikarip ogretmenin masasinin uzerine koydu. Nurhan Ogretmen, paraya dokunmadi. Sandalyesine oturup dusundu.Ali hakkindaki bilgilerini yokladi. Bildigi kadariyla ailesinin durumu pekiyi degildi. Bu caliskan ve sevimli ogrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve dusunceliydi. Zengin bir ailenin cocugu degildi. Buna ragmen yardim etmek istiyordu. Ustelik yardim ettiginin bilinmesini istemiyordu.
Nurhan Ogretmen:
- Dur bakalim Ali, dedi. Bildigim kadariyla sizin de maddî durumunuz pekiyi degil. Yanlis mi biliyorum?
- Dogru biliyorsunuz ogretmenim. Babam gundelikci. Cogu zaman is bulamiyor. Ama ben de calisiyor, para kazaniyorum.
- Nerede calisiyorsun?
- Simit satiyorum.
Nurhan Ogretmen yine durup dusundu. Iyiligin bu kadarina ne demeliydi simdi. Bunun gerceklesmesi zordu. Onu, bundan vazgecirmek icin bir care bulmaliydi. Bunu yaparken, sevimli ogrencisini de kirmamaliydi. Onunla biraz daha konusursa, belki bir yolunu bulurdu.
Nurhan Ogretmen, Ali'ye dondu:
- Buyuyunce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Cok zengin bir isadami&
- Nicin?
- Insanlara daha cok yardim etmek icin&
- Guzel, dedi Nurhan Ogretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi degil; bu dogru. Ama sizinki de bundan pek farkli degil. Istersen acele etme; cok zengin oldugun zaman insanlara yardim edersin.Olmaz mi?
- Olmaz, dedi Ali. Simdi yapmaliyim.
- Neden olmaz?
- Uc sebepten dolayi olmaz.
Birincisi: Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin Allah, beni insanlara sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha cok simit aliyorlar. Bu sayede gun boyu calisanlardan bile fazla simit satiyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gun iki simit alip guvercinlere veriyor.
Ikincisi: "Agac yas iken egilir." deniliyor. Simdiden iyilik yapmayi ogrenmezsem buyudugumde hic yapamam.
Ucuncusu ise daha onemli: Buyudugum zaman cok zengin bir isadami olmak istiyorum. Zamaninda yatirim yapmayanlar buyuk isadami olamazlar.
Nurhan Ogretmen, karsisinda buyuk biri varmis gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadim, dedi.?
- Aciklayayim ogretmenim, dedi Ali. Simdi, cok zengin olmadigim icin, ancak gunde bir simit parasi kadar yardim edebiliyorum. Bundan fazlasini veremem. Allah, Cennet'i gucu kadar iyilik edene veriyor. Simdi gucum bu olduguna gore Cennet'in fiyati birkac simit parasi kadardir. Eger zengin olmadan olursem birkac simit parasiyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha kârli bir yatirim olur mu?
Nurhan Ogretmen'in gozleri dolmustu. Basini "Evet" anlaminda sallarken Aliyi evine yolladi.
Sinifa geri donerken okulun bosaldigini fark etti. Esyalarini toplamak icin masasina dondugunde Ali'nin biraktigi parlarin masaustunde kaldigini fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralari eline aldi. Hicbir para ona bu kadar kiymetli gelmemisti. Sanki elinde dunyanin en kiymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarini tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kiymetliydi. Oyle bu paralar, Bu bozuk SIMIT paralari, Cenneti satin alabilecek paralardi. Sanki hic birakmak istemeyen bir duygu ile simsIki kavradi bu bozuk simit paralarini.
Oturdugu yerden kalkamadi Nurhan Ogretmen. Icinin doldugunu, Tarif edilemeyen duygulara boguldugunu hissetti. Birden bosalan saganak yagmurlar gibi aglamaya basladi. Agladi ..Yavas yavas siniftan cikip okuldan ayrilirken bekci Sadik " Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak, Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak" diye Nurhan ogretmenin sayikladigini duydu. Bekcinin hayretler icinde " Ne dediniz hocam " demesini bile duymayan Nurhan ogretmen bekcinin saskin bakislari altinda aksamin alaca karanligina karisivermisti

CELAL AKTÜRK    05 Ekim 2010 23:19
YOL YAPIMINDA BİRAZ GEÇ KALINDI(BAYAA GEÇ KALINDI)AMA OLSUN HADİ HAYIRLISI,TÜM İLÇE MHALKINA HAYIRLI OLSUN

Zakir UZUN    04 Ekim 2010 16:38
yol çalışşmalarının başlaması sevindirici bir haber ilçemize yakışır bir ulaşım gelişimine katkı sağlayacaktır.otlukbeli ilçemize hayırlı ve uğurlu olsun emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.


50
Ziyaretçi Defteri Kayıtlar
« 1 2 3 4 »

DERNEK BRİFİNGİ

DERNEK BRİFİNGİ

Facebook Adresimiz

Okuyucu Yorumları

GENEL BİLGİLER

Otlukbeli'ni Tanıyalım

Tarihçe

Coğrafi Yapı

Otlukbeli Savaşı

Otlukbeli Gölü

Dernek Faaliyetlerimiz

Hesap Numaralarımız

Gülelim Eğlenelim

Derneklerimiz

KÖYLERİMİZ
----------------------------
Ağamçağam
----------------------------
Boğazlı
----------------------------
Karadivan
----------------------------
Küçük Otlukbeli
----------------------------
Ördekhacı
----------------------------
Söğütlü
----------------------------
Umurlu
----------------------------
Avcıçayırı
----------------------------
Yeşilbük
----------------------------
Yeniköy
----------------------------
     Köylerimiz için
   Temsilci Aranıyor
Lütfen irtibata geçiniz

ZİYARETÇİ DEFTERİ

Son Yazılan Mesaj
söğütlü sevdesı
otlukbeli ve söğütlü köyü cok güzel şimd
Ziyaretçi Defteri - Görüşleriniz bizim için değerlidir...

Üye Girişi

Üye Girişi

SİTE YAYIN İLKELERİ

 1. Bu internet sitesi Otlukbeli Yüksek Öğrenim Derneği'nin resmi yayın organıdır.
 2. Bu sitede yayınlanan tüm materyallerin, resimlerin, yazı, makale, şiir vb. malzemelerin telif hakkı Otlukbeli Yüksek Öğrenim Derneği'ne ait olup izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz.
 3. Herhangibir siteden bu siteye erişmek için izinsiz bağlantı ve link konulamaz.
4. Bu sitede yayınlanması istenilen her türlü materyal Otlukbeli Yüksek Öğrenim  Derneği Yönetim Kurulu onayıyla yayınlanır.

SİTE TASARIM & PROGRAMLAMA - KDS | COMPETAN Bilgi Teknolojileri | Profesyonel Web Projeleri - Web Tasarım - Hosting - Alan Adı Tescili - Köy Dernek Sitesi - Köy Sitesi - Dernek Sitesi -  - Köy Dernek Web Sitesi - Köy Web Sitesi - Dernek Web Sitesi - Kişisel Web Sitesi - Şirket Web Sitesi - Kişisel Site - Şirket Sitesi - Şahıs Sitesi - Şahıs Web Sitesi